İçeriğe geç
Konya Çizgi

Gündelik hayata farklı açılardan bakış

Psikoloji 4 dk okuma Selin Yalçınkaya

Kendini Başkalarıyla Kıyaslama Alışkanlığı Nereden Geliyor?

Karşılaştırmak otomatik bir işleyiştir; asıl sorun ölçünün nasıl kurulduğunda. Kıyası öğrenmeye çeviren pratik ayarlar.

Kendini başkalarıyla karşılaştırmak, bilinçli bir tercih olmaktan çok otomatik bir işleyiştir. Bir ortama girdiğinizde zihin, kendi konumunu belirlemek için çevredekilere bakar. Bu, kötü niyetli ya da kıskanç bir davranış değildir; sosyal bir varlık olmanın doğal sonucudur.

Sorun, karşılaştırmanın kendisinde değil, ölçünün nasıl kurulduğundadır. Yanlış zeminde yapılan bir kıyas, kişiyi hem yanlış bilgilendirir hem de yıpratır. Aşağıda bu alışkanlığın nereden geldiğine, hangi durumlarda zarara dönüştüğüne ve daha sağlıklı bir ölçünün nasıl kurulabileceğine bakacağız.

Karşılaştırma Neden Otomatik?

İnsan, kendi becerisini ve durumunu mutlak bir ölçüyle değerlendiremez. Bir işi iyi yapıp yapmadığınızı anlamak için bir referansa ihtiyaç duyarsınız ve en erişilebilir referans çevrenizdeki insanlardır. Bu yüzden zihin sürekli olarak bir kıyas noktası arar.

Bu mekanizma temelde işlevseldir. Nerede durduğunuzu bilmek, neyi geliştirmeniz gerektiğini gösterir ve öğrenmeyi yönlendirir. Kendinden daha yetkin birini gözlemlemek, taklit yoluyla öğrenmenin en eski biçimlerinden biridir.

İşleyiş bozulduğunda ise aynı mekanizma sürekli bir yetersizlik duygusuna dönüşür. Fark, karşılaştırmanın öğrenmek için mi yoksa kendini yargılamak için mi yapıldığındadır.

Eksik Bilgiyle Yapılan Kıyas

Karşılaştırmanın en büyük kusuru, elinizdeki bilginin dengesiz olmasıdır. Kendinizi içeriden bilirsiniz: tereddütlerinizi, başarısız denemelerinizi, yorgunluğunuzu. Başkasını ise yalnızca dışarıdan görürsünüz: sonucu, düzgün görünen kısmı, anlatılmayı seçilen tarafı.

Bu, iki farklı türden verinin yan yana konması demektir. Kendi kulisinizi başkasının sahnesiyle kıyaslarsınız ve sonuç kaçınılmaz olarak aleyhinize çıkar. Oysa aynı kişinin de anlatılmamış zorlukları vardır.

Kıyas, çoğu zaman farklı başlangıç noktalarını da yok sayar. Kimin nereden başladığı, hangi koşullara sahip olduğu ve ne kadar süredir uğraştığı görünmez. Bu değişkenler hesaba katılmadığında karşılaştırma bilgi değil, yalnızca bir duygu üretir.

Yukarı ve Aşağı Bakmanın Etkileri

Kendinden daha ileride gördüğünüz birine bakmak iki farklı sonuç doğurabilir. Eğer o kişinin yolu size ulaşılabilir görünüyorsa, bu bir yön duygusu ve motivasyon yaratır. Ulaşılamaz görünüyorsa aynı manzara umutsuzluk üretir.

Kendinden daha geride gördüğünüz biriyle kıyas ise geçici bir rahatlama sağlar ama kalıcı bir şey vermez. Bu tür karşılaştırmalar özgüveni kısa süreliğine yükseltir, buna karşılık gelişme için hiçbir yön göstermez.

Belirleyici olan yön değil, kıyasın ardından ne yapıldığıdır. Gözlemi bir davranışa çeviren kişi ilerler; yalnızca bir yargıya çeviren kişi olduğu yerde kalır ve kendini daha kötü hisseder.

Ölçüyü Kendine Çevirmek

En sağlıklı referans, çoğu zaman başkası değil kendinizin geçmiş hâlidir. Altı ay önce yapamadığınız bir şeyi bugün yapabiliyorsanız, ortada gerçek bir ilerleme vardır ve bu ilerleme kimseye bağlı değildir. Bu ölçü hem daha adil hem de daha bilgilendiricidir.

Bunun için ilerlemeyi görünür kılmak gerekir. Yapılanları kısa notlarla kaydetmek, öğrenilenleri yazmak ya da eski çalışmaları saklamak, gelişimin fark edilmesini sağlar. Kayıt olmadığında zihin geçmişi bugünün ölçüsüyle hatırlar ve ilerlemeyi küçümser.

Bir diğer yararlı adım, ölçüyü sonuçtan sürece kaydırmaktır. Sonuçlar birçok dış etkene bağlıdır ve her zaman kontrol edilemez. Süreç ise doğrudan sizin elinizdedir; düzenli çalışıp çalışmadığınız, denemekten vazgeçip vazgeçmediğiniz ölçülebilir.

Günlük Hayatta Pratik Ayarlar

Karşılaştırmanın yoğunlaştığı ortamları fark etmek işe yarar. Bazı ortamlarda, özellikle yalnızca sonuçların paylaşıldığı yerlerde, zihin sürekli bir kıyas akışına maruz kalır. Bu ortamlarda geçirilen süreyi sınırlamak doğrudan bir rahatlama sağlar.

Kıyas anını yakaladığınızda ona bir soru eklemek de etkilidir: buradan öğrenebileceğim somut bir şey var mı? Cevap varsa gözlem yararlıdır. Yoksa o karşılaştırma yalnızca bir duygu üretiyordur ve bırakılabilir.

Son olarak, kendi önceliklerinizi açıkça belirlemek en güçlü korumadır. Ne istediğini bilen bir kişi, başkasının hedefine bakıp huzursuz olmaz; çünkü aynı yolda yürümediğini bilir. Ölçü netleştiğinde kıyasın gücü kendiliğinden azalır.

Kıyasın İlişkilere Yansıması

Karşılaştırma yalnızca kişinin kendi iç dünyasında kalmaz; yakın ilişkileri de etkiler. Sürekli kıyas hâlindeki biri, başkasının başarısını kendi eksiği gibi okuyabilir. Bu durumda sevindirici bir haber bile huzursuzluk yaratır ve mesafe doğurur.

Tersi de mümkündür. Kıyası öğrenme aracı olarak kullanan biri, çevresindekilerin ilerlemesini bir tehdit değil bir kaynak olarak görür. Nasıl yaptıklarını sorabilir, deneyimlerini dinleyebilir ve bundan doğrudan yararlanabilir.

Bu farkın dışarıdan görünen sonucu belirgindir. Kıyası yargıya çeviren kişi zamanla kendini geri çeker; bilgiye çeviren kişi ise daha geniş bir çevreyle bağ kurar ve daha hızlı ilerler.

Çocuklarda ve Erken Dönemde

Kıyas alışkanlığı çoğu zaman erken yaşlarda pekişir. Sürekli olarak başka biriyle karşılaştırılarak değerlendirilen bir çocuk, ölçüyü kendi dışında aramayı öğrenir. Yıllar sonra bu ölçü içselleşir ve kendiliğinden işleyen bir yargı sesine dönüşür.

Buna karşılık çabanın ve gelişimin övüldüğü bir ortamda büyüyen kişi, ilerlemeyi kendi geçmişine göre değerlendirmeyi öğrenir. Bu, yetişkinlikte çok daha dayanıklı bir özdeğer duygusu sağlar.

Alışkanlığın kaynağını fark etmek, onu değiştirmenin ilk adımıdır. Otomatik gelen bir düşüncenin nereden öğrenildiğini bilmek, o düşünceyi mutlak bir gerçek olmaktan çıkarır.

Karşılaştırma zihinden tamamen çıkarılabilecek bir alışkanlık değildir. Ancak nasıl kullanıldığı değiştirilebilir. Bilgi toplamak için bakmak öğretir, kendini yargılamak için bakmak yorar. Aradaki farkı fark etmek bile çoğu zaman yeterli bir başlangıçtır.

Psikoloji kategorisinden